Geçmişten Günümüze Otizm Spektrum Bozukluğunu Anlamak

Otizmin Tarihçesi

Bugün Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) hakkında sahip olduğumuz bilgiler, yüz yılı aşan bilimsel araştırmaların ve değişen yaklaşımların sonucudur. Otizm bir dönem şizofreninin bir özelliği olarak değerlendirilmiş, daha sonra ebeveyn tutumlarıyla açıklanmaya çalışılmış; ilerleyen yıllarda ise nörogelişimsel ve genetik temelleri bulunan ayrı bir durum olarak ele alınmaya başlanmıştır.

Otizmin tarihsel gelişimini bilmek, özellikle ailelerin günümüzde kullanılan tanı ve eğitim yaklaşımlarının nasıl şekillendiğini anlamalarına yardımcı olabilir.

1910’lu Yıllar: “Otizm” Kavramının Ortaya Çıkışı

“Otizm” teriminin kökeni, Yunancada “kendi” veya “benlik” anlamlarıyla ilişkilendirilen autos sözcüğüne dayanır.

İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler, 20. yüzyılın başlarında “otizm” kavramını şizofreniyle ilişkili belirtileri tanımlarken kullandı. Bleuler’in kullandığı otizm kavramı, günümüzde çocuklarda tanımlanan Otizm Spektrum Bozukluğu ile aynı anlamı taşımıyordu.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü otizm hakkındaki bilimsel anlayış ilerleyen yıllarda önemli ölçüde değişmiştir.

1943: Leo Kanner ve Çocukluk Otizminin Tanımlanması

Otizmin tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri, çocuk psikiyatristi Leo Kanner’ın 1943 yılında yayımladığı çalışmadır.

Kanner, takip ettiği 11 çocuğun gelişimsel ve davranışsal özelliklerini ayrıntılı biçimde incelemiş ve “erken infantil otizm” olarak adlandırdığı bir tablo tanımlamıştır.

Çocuklarda özellikle;

  • sosyal ilişki kurmada belirgin farklılıklar,
  • iletişim ve dili sosyal amaçla kullanmada güçlükler,
  • tekrarlayıcı davranışlar,
  • değişikliklere karşı direnç ve “aynılıkta ısrar”

gibi özellikler üzerinde durmuştur.

Kanner’ın yaklaşık 80 yıl önce yaptığı bazı gözlemlerin, günümüzde otizmi tanımlarken dikkate alınan sosyal iletişim ve tekrarlayıcı davranışlarla belirli ölçülerde benzerlik göstermesi dikkat çekicidir.

1944: Hans Asperger’in Çalışmaları

Kanner’ın çalışmasının ardından Hans Asperger, 1944 yılında sosyal iletişim ve davranış açısından belirli ortak özellikler gösteren çocukları konu alan bir çalışma yayımladı.

Asperger’in tanımladığı çocukların bazılarında dil ve bilişsel beceriler görece korunmuş olmasına rağmen sosyal iletişimde belirgin farklılıklar bulunuyordu.

Bu çalışmalar ilerleyen yıllarda “Asperger sendromu” olarak bilinen tanımlamanın temelini oluşturdu.

Günümüzde ise DSM-5 sınıflandırmasında Asperger sendromu ayrı bir tanı olarak kullanılmamakta, ilgili özellikler Otizm Spektrum Bozukluğu çatısı altında değerlendirilmektedir.

1950’ler: Aileleri Suçlayan Yanlış Bir Dönem

Otizmin tarihindeki en problemli dönemlerden biri 1950’li yıllardır.

O dönemde psikiyatride psikanalitik yaklaşımların güçlü olması nedeniyle otizmin, anne-çocuk ilişkisindeki sorunlardan veya ebeveynlerin çocuğa yeterince duygusal yakınlık göstermemesinden kaynaklandığı ileri sürüldü.

Bu süreçte kamuoyunda “buzdolabı anne” olarak bilinen, bilimsel temeli bulunmayan ve aileleri suçlayan yaklaşım yaygınlaştı.

Bruno Bettelheim gibi bazı isimler bu düşüncenin yaygınlaşmasında etkili oldu.

Ancak sonraki bilimsel araştırmalar bu görüşlerin geçerli olmadığını ortaya koydu.

Otizm anne-babanın hatası değildir.

Bugün otizmin; ebeveynlerin çocuklarını sevme biçiminden, annenin “soğuk” olmasından veya hatalı çocuk yetiştirme tutumlarından kaynaklandığını gösteren bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır.

Bu tarihsel yanlışın özellikle altını çizmek önemlidir; çünkü ailelerin otizm nedeniyle kendilerini suçlamaları için bilimsel bir gerekçe yoktur.

1960’lar: Otizme Bakış Değişiyor

1960’lı yıllardan itibaren otizmin ebeveyn davranışlarıyla açıklanmasına yönelik görüşlere ciddi bilimsel itirazlar yükselmeye başladı.

Bu değişimde önemli isimlerden biri Bernard Rimland oldu. Kendisi de otizmli bir çocuğun babası olan Rimland, otizmin psikolojik ebeveynlik modellerinden ziyade biyolojik temellerinin araştırılması gerektiğini savundu.

Bu dönemle birlikte otizm giderek daha fazla beyin gelişimi ve biyolojik süreçlerle ilişkili bir durum olarak araştırılmaya başlandı.

1970’ler: Genetik Araştırmalar Güçleniyor

Otizm araştırmalarında önemli dönüm noktalarından biri de ikizler üzerinde gerçekleştirilen çalışmalardır.

Susan Folstein ve Michael Rutter’ın 1977’de yayımlanan çalışması, otizmin genetik bileşenlerinin araştırılması açısından önemli bilimsel çalışmalardan biri oldu.

Sonraki yıllarda yapılan çok sayıda araştırma da genetik faktörlerin otizmde önemli rol oynadığını gösterdi.

Bugün otizmin tek bir gene veya tek bir nedene bağlı olmadığı; genetik ve çeşitli biyolojik/çevresel etkenlerin karmaşık etkileşimlerinin araştırılmaya devam ettiği bilinmektedir.

Otizm Tanısı DSM ile Nasıl Değişti?

Otizm hakkındaki bilimsel bilgi geliştikçe psikiyatrik tanı sistemleri de değişti.

DSM-III ile otizm, şizofreniden ayrılarak kendine özgü tanı ölçütleri bulunan gelişimsel bir durum olarak sınıflandırıldı.

Daha sonraki DSM sürümlerinde otizm ve ilişkili gelişimsel bozuklukların sınıflandırılması yeniden düzenlendi.

2013 yılında yayımlanan DSM-5 ile daha önce farklı başlıklar altında değerlendirilen bazı tanılar Otizm Spektrum Bozukluğu çatısı altında birleştirildi.

Günümüzde OSB’nin temel özellikleri iki ana alanda ele alınmaktadır:

1. Sosyal iletişim ve sosyal etkileşimde süreğen güçlükler

2. Sınırlı ve tekrarlayıcı davranışlar, ilgi alanları veya etkinlikler

Duyusal uyaranlara karşı aşırı veya düşük tepki gösterme gibi özellikler de ikinci alan içerisinde değerlendirilebilmektedir.

Otizmde Eğitim Yaklaşımları Nasıl Gelişti?

Otizm hakkındaki bilimsel anlayış değişirken eğitim yaklaşımları da önemli ölçüde gelişti.

1960’lı yıllardan itibaren otizmli çocukların eğitimine yönelik daha sistematik programlar oluşturulmaya başlandı.

Ivar Lovaas, uygulamalı davranış analizi ilkelerinden yararlanan yoğun eğitim çalışmalarıyla; Eric Schopler ve çalışma arkadaşları ise daha sonra TEACCH olarak gelişen yapılandırılmış öğretim yaklaşımıyla bu alandaki önemli isimler arasında yer aldı.

Takip eden yıllarda otizmli çocuklara yönelik eğitim uygulamaları çeşitlendi ve bilimsel araştırmalar hangi müdahalelerin hangi çocuklarda, hangi hedefler açısından etkili olabileceğini incelemeye devam etti.

Geçmişten Günümüze En Büyük Değişim Ne Oldu?

Otizmin yaklaşık bir asırlık bilimsel tarihinde bakış açısının önemli ölçüde değiştiğini görüyoruz.

Bir zamanlar şizofreniyle ilişkilendirilen ve daha sonra yanlış biçimde ebeveyn tutumlarıyla açıklanmaya çalışılan otizm, bugün nörogelişimsel bir durum olarak ele alınmaktadır.

Aynı zamanda bütün otizmli çocukların birbirine benzemediği daha iyi anlaşılmıştır. “Spektrum” kavramı da tam olarak bu çeşitliliğe dikkat çeker.

Bir çocuk yoğun iletişim desteğine ihtiyaç duyarken başka bir çocuk akıcı biçimde konuşabilir ancak sosyal iletişimde zorlanabilir. Duyusal, bilişsel, motor ve günlük yaşam becerileri açısından da oldukça farklı gelişim profilleri görülebilir.

Aileler İçin Bugün Ne Anlama Geliyor?

Otizmin tarihçesinin ailelere verdiği en önemli mesajlardan biri şudur:

Bilim geliştikçe otizme ilişkin bilgilerimiz de değişmiş ve gelişmiştir.

Bu nedenle ailelerin geçmişten kalan yanlış inanışlar, suçlayıcı yaklaşımlar veya bilimsel dayanağı bulunmayan “kesin çözüm” iddiaları yerine güncel bilimsel bilgiler doğrultusunda hareket etmesi önemlidir.

Çocukta otizm belirtileri gözlendiğinde amaç aileyi veya çocuğu suçlamak değil; çocuğun iletişim, sosyal etkileşim, oyun, öğrenme, motor, duyusal ve günlük yaşam becerilerini değerlendirmek ve ihtiyaç duyduğu desteği mümkün olduğunca erken planlamaktır.

Otizmin Tarihinden Geleceğe: Her Çocuk İçin Bireysel Destek

Bleuler’den Kanner’a, Asperger’den günümüz araştırmalarına kadar geçen süreçte otizm hakkındaki bilgiler büyük ölçüde değişmiştir.

Bugün artık temel soru yalnızca “Otizmin nedeni nedir?” değildir.

Aileler ve uzmanlar açısından çok daha işlevsel bir soru vardır:

“Bu çocuğun güçlü yönleri nelerdir ve gelişimini en iyi şekilde nasıl destekleyebiliriz?”

Modern özel eğitim anlayışının temelinde de çocuğu yalnızca tanısıyla değerlendirmek yerine bireysel gelişim profilini anlamak ve ihtiyaçlarına uygun destek sunmak bulunmaktadır.

Bolluca ÖERM ailesi olarak Arnavutköy’de otizm, özel eğitim ve gelişimsel destek süreçlerinde ailelere rehberlik etmeyi sürdürüyoruz.

Bilgi ve iletişim:
0212 685 10 13

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top